DOLAR 9,61531.08%
EURO 11,23671.02%
ALTIN 553,381,55
BITCOIN 584199-2,43%
Muğla
19°

AÇIK

05:51

İMSAK'A KALAN SÜRE

X
Musa Emek

Musa Emek

01 Kasım 2020 Pazar

Otizm ile tanışma. ( Özgün makale )

Otizm ile tanışma. ( Özgün makale )
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Alarmın çalmasıyla uykulu gözlerle önce bir telefonuma bakıyorum. Saat 09:10 mesainin başlamasına 50 dk var, 4 yıllık Bartın üniversitesinden sınıf arkadaşım Yakup halen uyuyor. Beni üç gün önce arayıp bu kurumda Besyo mezunu spor eğitmenine ihtiyaç olduğunu söyledi. Ben de iş hakkında sorular sorup, nerde kalacağım? Nasıl yaparım? Dedim Yakup ta Sen gel burda yatılı şekilde de kalınabiliyor deyince önce bir düşündüm taşındım ve 4 aydır üniden mezun olmuş iş arıyordum sonuçta şartlar aklıma yatınca olur deyip bilmediğim bir şehire ve bir yola adım atıyorum. Yataktan kalkıp başımı ellerimin arasına alıp oturuyorum. Ben neredeyim? Ne yapıyorum? Burası nasıl bir yer? Bu çocuklarla çalışabilir miyim? Yapar mıyım? yapamaz mıyım? Muhtemelen yapamayıp geri dönerim.Dün gece yoldan gelmemden dolayı yorgun bir ruh hali yanı sıra tedirgin, heyecanlı duygular birbirine girmiş kafamın içinde bir keşmekeşlik bir keşmekeşlik sormayın. Yakup ranzanın üstünden beni dürtmesiyle nerde olduğumu hatırlıyorum. Hadi kalk hazırlanalım mesainin başlamasına az kaldı öğrenciler gelecek demesiyle kalkıp elimi yüzümü yıkıyorum. Aynada kendime baktığımda karşımda yorgun bir yüz, tekrar yüzüme su atıp saçlarımı düzeltim hemen gidip üstümü değiştirdikten sonra alt kata iniyorum.

Kurum 3 katlı olduğundan en üst katı farklı illerden gelen öğretmenler ve bir kaç yatılı kalan öğrenciye diğer katlarındaki odalar ise masa tenisi, akademik, öz bakım, veli izleme odası, müzik odası, koordinasyon, temel spor becerileri, Fitness,mutfak şeklinde ayarlanmış. Alt kata indiğim de hareketli bir mutfakla karşılaşıyorum. Yakup yanıma gelip hadi gel birşeyler atıştıralım dedi. Mutfaktaki hareketlilik mesai saatti yaklaşmasından dolayı, öğretmenler öğrenci servisinden önce gelip hazır olurlardı. Benimle birlikte 4 öğretmen 2 öğrenci yatılı kalırdı. Bunlar da sabah kalkıp mesaiden önce kahvaltı yapıp hazır olurlardı. Gözüme mutfağın köşesin de iki öğrenci çarpıyor, kahvaltı yapıyorlar. Biri bir saniye bile gözleri yerinde durmadan sağa sola bakıyor ve önünde ki sıcacık çayı bir kere de kafaya dikerek içiyor.diğeri ise sandalye de otururken yerinde durmadan ileri geri doğru salanıp parmaklarını hızlı bir şekilde birbirine değdirip,ayak ayak üstüne atmış,sesler çıkararak aynı anda tostunu yiyordu. Ben şaşkınlıkla izleyip yanlarına konuşmaya çalışıyorum ama öğretmeni Ferhat hoca bana konuşamadıklarını söyledi. Bende masalarına oturup Yakup bugün ilk günüm diye kahvaltıyı hazırlayıp getirdi. Mutfak gün içerisinde öğle yemeği, yatılı öğrenciler için akşam yemeği, kahvaltı ve gün içerisinde öğretmenler çay almak için kullanırlardı.

Pek büyük değildi 7 masa 30 35 sandalye,bir buzdolabı,bulaşık makinesi,Ocak, fırın şeklindeydi. Mutfakta bulunan hocalarla tek tek kısa bir tanışma herkesin güler yüzü ilk izlenim için gayet memnun ediciydi.birşeyler atıştırdıktan sonra çayımı yudumlayıp mutfağın balkona çıkan kapısından geniş ve uzunca bir balkona çıktığım da karşımda İstanbul Boğaz’ının büyüleyici manazarasıyla karşılaşıyorum. Bir süre manzaraya karşı çayımı yudumlayıp yine iş için düşüncelere dalmışken bir korna sesiyle irkiliyorum. Kafamı çevirdiğimde alt kata doğru koşuşturan öğretmenleri görüyorum ben ne olduğunu anlamaya çalıştığım da kısa boylu 30 35 ki yaşlardaki kır saçlı Ferhat hoca bana öğrenci servisi gelmiştir. Her sabah sabah öğrenciler serviste bazıları anneleriyle bazıları da servis içerisinde bulunan öğretmenlere teslim edilerek gelirlerdi. Ben de Ferhat hocayla öğrenci servisine doğru gittiğim de ilk gördüğüm manzara servisten gülerek, parmaklarını birbirine değdirerek oynatan, aynı soruları sık sık yanındakilerine soran, sağa sola koşturan, ileri geri hiç sıkılmadan sallanan, öğrencilerle, öğrencilerini karşılayan öğretmenler ve velilerle karşılaşıyorum. Veliler de çocuklarını öğretmenlerine bıraktıktan sonra giriş katında her sınıfa koyulan kamera görüntülerinin yansıtıldığı veli izleme odasına gelip gün boyu çocuklarını takip ederlerdi.

Ben etrafı gözlemlerken tedirginliğim ve heyecanım giderek artıyordu ama öğrencilerini alıp derse enerji dolu ve güler yüzle giden öğretmenleri gördüğümde iş için sabırsızlanıyorum. Bu kargaşanın arasından bana doğru orta boylu, esmer, seyrek saçlı üstünde güzel bir Arsenal forması ile elini uzatıp hoşgeldin diyen bu sesin sahibi kurum Sahibi Şehmus hocaydı. Dün gece gelen yeni öğretmen olmalısın dedi. Kısa bir ayaküstü muhabbetinden sonra odasına doğru geçtik. Önce kendimi tanıtttım daha sonra Şehmus hoca kendisinden bahsetti. Mesai 10:00 da başlayacak 16:45te bitecek. Öğle arası 1 saat yemek molası olacak. Eğer burada kalıp yatılı öğrencin varsa aksamda seninle kalıp herseyi ile sen ilgileneceksin dedi.

Daha sonra otizm ve çalışma amacımız şeklinde bunları aktardı. Otizm ömür boyu süren tıbbi tedavisi olmayan bir zihinsel rahatsızlık olduğundan Vereceğimiz eğitimin amacı çocukların fiziksel, duyusal, özbakım, sosyalleşme, iletişim becerilerinin gelişimini sağlayarak kendi bağımsızlığını kazanması ve topluma kazandırmak olduğunu belirtti. Bu çocuklar ve belirtileri hakkında ise şunlara sıkca değindi; rutin hayatı sevdiklerini ve değişiklikler karşısında tepkiler gösterebilirler. Beden pozisyonları ve yapmacık tavırlar sergilerler. Zorlayıcı ve tekrar eden hareketler, ağlama krizleri, kendi etrafında dönme, bazılarında kendi kendine ve yanındakilerine zarar verebilirler. Tehlike ve bazı durumlara karşı duyarsızlardır. Göz teması kurmama ya da çok az kurma ve kendisine dokunulmaktan hoşlanmazlar. Aşağıda az önce korna sesi duyduğunda kulaklarını kapatan Mert’te olduğu gibi seslere karşı aşırı duyarlı ya da aşırı duyarsızlardır.
-Az önce Yanımda bulunan gözlüklü çocuğu gördün mü? Dedi.
-Bende hatırlayarak aynı soruları sorup duyduğu seyleri tekrarlıyordu dedim. Oda buna otizmde “ekolali” diyoruz. Bu çocuklar da sıkça görülür dedi
-peki parmaklarını hiç durmadan oynatan, oturduğu Sandalye de kahvaltı yapan çocuğu gördün mü dedi
-sabah mutfağa girdiğimden görüntü aklıma gelerek evet dedim
-işte buna da stereotipik(hareket bozuklukları) diyoruz bu da sıkça görülen bir özeliktir deyip devam etti konuşmasına.
-Jestlerini kullanmak yerine etrafındaki kişileri kullanırlar. Mesela senden bir şeyler senin elini bir nesneye iterek isteyebilirler. Kol çırpma, geometrik modellere ilgi gösterme yine çok görülen belirtiler olduğunu söyleyip staj dönemi sonrası alacağın öğrencinin yapamadığı becerileri videoya çekmemi istedi 6 ay sonra çocuğun gelişimi halında hem aileye hem de bize yapacağımı söyledi.3 haftalık staj dönemi olacağını bu dönem de verdiğim bilgileri uygulamalı ve detaylı olarak göreceksin. Bu çocuklara nasıl yaklaşıp eğitim vereceğimiz konusun da ayrı ayrı derslere gireceğin öğretmenler sana aktaracaktır dedi ben de Şehmus hocanın bu değerli bilgilerini kısa kısa Notlar alarak staj döneminin ilk gününe başlamis oldum .

3 haftalık yoğun staj dönemi sonrası bu işin ne kadar kutsal bir iş olduğunu anlamıştım. Otizm tanısı konmuş çocuklara ebeveynlerinin otizmle ilk tanışma sürecin de doktordan doktora hastaneden hastaneye koşuşturmaları maalesef hep sonuçsuz kalıyor. Sonra doktor tavsiyeleriyle eğitime yöneliyorlar. Çoğu aile bu süreçte çaresiz, otizm hakkında bilgi sahibi olmamaları ve umut arayışında olduklarından bunu kullanan eğitimciler de maalesef çokça fazla piyasada 1 2 yıl aile otizm hakkında iyice bilgi sahibi olana kadar maalesef bazı eğitimciler tarafından kandırılıp madur bırakılıyorlar. Aile bu konuda bilgisiz , çaresiz ve umut dolu olduklarından eğitimcinin dediklerine kolaya kanabiliyorlar. O yüzden ailelerin hem kaldırılmaması için hem de otizm eğitimi bir bütün olduğundan eğitimin SEK’teye uğramaması adına ailelerin yani hepimizin otizm hakkında bilgi sahibi olmaları çok önemlidir. Devletin verdiği haftalık iki üç saat özel eğitimler yetersiz kalıyor. Aileler de özel kurumlara özel derslere yoğun eğitime mecburen yöneliyorlar. Bu eğitimler de pahalı eğitimler olduğundan çoğu aile maalesef bu bu eğitimleri ya yarıda bırakıyorlar ya da hiç başlayamıyorlar. Bazı durumu olmayan ailelere ise benim çalıştığım kurumda da olduğu gibi bazı hayırseverler eğitim masraflarını üsteleyebiliyorlar. Umarım bu konu da ailelere daha fazla yardımcı olabilecek hayırseverler çıkar gerçekten zor durum da olan aileler azımsanmayacak kadar fazlalar.

Staj döneminde gördüğüm burda verilen eğitimle çocuğum bunu yapamaz denilen şeyleri bile yapınca ebeveynlerin gözlerindeki çaresizlik, korku yerine Umut,sevinç,heyecan dolu,hatta çocuğu başarısı karşısın da mutluluk göz yaşlarıyla insanın içini kıpı kıpır eden o bakışlar karşısında; bu işin maddiyattan öte kutsal bir iş olduğuna inanmıştım. Bu süreçte karşılaştığım hatrı sayılı otizmli çocuktan sonra otizmli çocuklar da sizler gibi ben de ortak bir nokta bulmaya çalışıyordum. Ancak karşılaştığım her çocuğun farklı takıntıları farklı özelikleri olduğunu far ettim. Ve otizme karşı merakım giderek büyümüştü. Yanılmıştım yapamayıp bırakıp gideceğimi düşürken gördüklerim ve yaşadıklarım karşısında bu çocukların, ailelerin bize ihtiyacı var dedim kendi kendime. Bu artık işten çok öte hayatımın bir parçası olmasına karar vermiştim.

Bir Pazartesi sabahı Şehmus hoca yanıma gelip ilk öğrencin hayırlı olsun, artık Ahmet’le çalışacaksın dedi. Ahmet’i staj döneminden ve kurumda kaldığı için tanıyordum. Ahmet %80 tanılı stereotipik ( hareket bozuklukları) yapan, yemek ve çay takıntısı olan, yemek bulamayıp yalnız kaldığında yastıkların içindeki elyafı yiyebilen, mutfağa ani kaçışlar yapıp buzdolabına saldırma, çay yapmayı bilmediğinden bardağa soguk su koyup üstüne de demi koyduktan sonra kafaya dikme, anneye karşı şiddet, ailede beğenmediği yemekleri balkondan atma, dışarıda ailesiyle yürürken markete kaçıp bir şeyler alma, istediği olmayınca sinirlenip kendini sıkarak çok nadir olsa da yanındakine vurma gibi problem davranışları karşısında aile çaresiz kaldığından haftanın 5 gecesi 6 günü kurumda artık benimle kalacaktı. Ahmet 182 boylarında, 17 yaşında,78 kg, mavi gözlü, kumral saçlı, yakışıklı bir kardeşimizdi. Ahmet’i tanımayan biri ilk gördüğünde dışarıdan masum bakışları, ayaklarını birleştirip ellerini dizlerine koyarak efendi oturuşu karşısında hep nasıl gözüküp insanları kandırmayı başarırdı. Çünkü çoğu insan otizm hakkında bilgi sahibi olmadıklardan bu bakışların altında yatan kurnaz düşünceleri bilmezlerdi. Ahmet kendine acındırma yöntemiyle çoğu zaman karşı tarafı kandırmayı başarırdı.

Ahmet’in ders programını alıp, ilk ders olan Fitness odasına doğru gitmiştim. Böylece ilk öğrencimle bir buçuk yıl sürecek olan çalışmam başlamıştı.

Devamını Oku

Otizm ve hayat – ( özgün makale )

Otizm ve hayat   –  ( özgün makale )
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Merheba sevgili okurlar. Bu yazi dizisinde sizlere toplumun gercek bir paracasi oldugu halde toplum tarafindan kabul görmekte zorlanan ve cogu kez önyargilar yüzünden kötü sonuclanan, bazen traji komik, bazen de cok güzel sonuclanan olaylar zincirini anlatacagim. Ama tüm bu hikayeleri yazmadan önce sizlere nacizane otizm hakkinda genel bilgi verip en azindan konu hakkinda yazilarimi okurken fikir sahibi olmanizi saglamak.Bununicin de ilk yazimi otizmin tarihi ve genel tanimi hakkinda yazdim.

Otizm terimi ilk kez İsviçreli psikiyatrist Eugen Bleuler tarafından 1910’larda kullanılmış Yunanca da benlik,öz kendi gibi anlamlarla gelen “otos” sözcüğünden türetilmiştir. Adı konmadan çok önce otistik semptomlar tedavisi tanımlanmıştır. Martin luther’in eserlerinde şiddetli derece de otistik olabilecek olan 12 yaşındaki bir erkek çocuğunun öyküsüne şu şekil de yer verilmiştir; luther’in yazısıcısı johanes mathesius’a göre luther çocuğunun şeytan ve cinler tarafından ruhuna girilmiş ruhsuz bir et parçası olduğunu düşünmüş ve boğulmasını önermiştir. 1700’lü yıllar da yakalanmış yabani bir çocuk olan aveyronlu victor otizm belirtileri göstermiştir. Tıp öğrencisi jean itart sosyal bağlar kurmasını ve taklit yoluyla davranış ve konuşmasına yardımcı olacak yöntemlerle ilerleme kaydetmiştir. Otizm sözcüğü günümüzdeki anlamında ilk kez 1938 yılında Viyana üniversite hastanesin de Hans Asperger tarafından çocuk psikolojisi üzerine verdiği Almanca bir derste “otistik psikopatlar” terimini kullanmıştır. John Hopkins Hastanesi’nden leo Kanner 1943 yılında çarpıcı davranışsal benzerlikler gösteren 11 çocuk hakkında yazdığı raporunda ilk olarak erken infantit otizm terimini kulanmıştır.

Otizm üç yaşından önce ufak belirtilerle başlayan fakat üç yaşından önce tanı konamayan ömür boyu süren sosyal etkileşime ve iletişime zarar veren sınırlı ve tekrarlanan davranış problemleri gösterip Beyin gelişimini engelleyen bir rahatsızlıktır. Nedeni günümüz de halen net bir şekil de bilinmemektedir. Bazı bilim adamlarına göre kalıtsal kökenli olduğu ve kalıtsalığının çok karmaşık olduğudur. Başka görüşlere göre ise ikinci beyin olan bağırsak geçişinde yaşanan sorunlardan kaynaklandığını ve bununla birlikte otizmli çocukların yüzde doksanın da bağırsak problemleri bulunmaktadır. Diğer ve güçlü bir görüş ise çocuğa yapılan aşılardan kaynaklandığını savunmuş olsalar da buna dair ikna edici bir bilimsel bulguya rastlanmamaktadır.
Günümüz de dünya da görülme sıklığı 59’da bir iken ülkemiz de her 69 çocuktan birinin otizmden etkilendiği düşünülmektedir. Ayrıca otizmin erkek çocuklarındaki yaygınlığı kızlardan 5 kat fazladır. Görülme sıklığı çok büyük bir hızla artmaktadır. 1985 yılında 2500 çocuktan birine, 2001 yılından 250, 2013 yılında 88, günümüzde 59 da birine rastlanmaktadır. Dünya da her 18 dk da birine otizm tanısı konmaktadır.

Otizm ömür boyu geçmeyen bir rahatsızlık olduğundan günümüzdeki tedavi yöntemleri çoğunlukla eğitim üzerine dayandırılmıştır.Otizmde erken tani ve erken egitim cok önemli rol oynamaktadir.Erken tani ve egitim sayesinde ciddi ilerlemeler kaydilmektedir.Erken tani ve egitimden mahrum kalan otizmli bir hayat ergenlik cagindan sonra ciddi problemler yasamaktadir.Bu problemler özellikle ergenlik cagindan sonra cok ciddi boyutlara ulasabilmektedir. Özel eğitimlerle, duyu terapileri ve son zamanlarda çocuklar üzerinde ciddi aşamalar kaydeden spor eğitimidir. Bu spor eğitimlerinin nasıl ?, gelişiminin çocuklar üzerindeki etkisini ve benim otizmli hayatlarla tanışma öykümü sizlere bir sonraki yazımda bahsedeceğim.

Devamını Oku