DOLAR 9,61531.08%
EURO 11,23671.02%
ALTIN 553,381,55
BITCOIN 585761-1,53%
Muğla
19°

AÇIK

05:51

İMSAK'A KALAN SÜRE

X
Tuncay FILCAN

Tuncay FILCAN

14 Temmuz 2021 Çarşamba

TikTok, Facebook’tan sonra bir unsur imza attı

TikTok, Facebook’tan sonra bir unsur imza attı
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Toplumsal medya platformu TikTok, değerli bir muvaffakiyete imza attı. Çinli ByteDance‘ın tanınan uygulaması, yakaladığı muvaffakiyetle bir birincisi de gerçekleştirmiş oldu.

Sensor Tower tarafından paylaşılan tahlil bilgilerine nazaran TikTok, dünya çapında 3 milyar indirme barajını aşma başarısı gösterdi. Böylece TikTok 3 milyar sayısını Facebook’a bağlı olmadan geçen birinci uygulama oldu.

TikTok 2021’de en çok hasılatı yaptı

Kelam konusu sayısı daha evvel geçen şirketler ortasında, WhatsApp, Messenger, Instagram ve Facebook bulunuyordu. Gelişme uygulamanın ne kadar büyük bir kitleye hitap ettiğini ortaya koyuyor. Platform ayrıyeten, oyunlar denklemden çıkarıldığında 2021’in birinci yarısında en çok hasılat yapan uygulama oldu.

TikTok bu devirde 383 milyon defa indirildi. Sayı, tüketici harcamalarında da varsayımı olarak 919,2 milyon dolara tekabül ediyor. Ayrıyeten çeyrekten çeyreğe büyüme ölçeğinde de birincilik toplumsal medya platformuna ilişkin.

Sensor Tower tarafından belirlenen tüm sayılar, ByteDance‘ın alt firmasının App Store‘da epey güçlü olduğunu ve YouTube ile Snapchat de dahil olmak üzere büyük isme sahip firmaları gölgede bıraktığı manasına geliyor.

TikTok’un elde ettiği başarıda hiç kuşkusuz getirdiği yeniliklerin de tesiri var. Çünkü platform, tüm içerik oluşturucuların görüntü üretme müddetlerini bir buçuk dakikadan üç dakikaya çıkardı. Kısa bir mühlet içinde herkese sunulacak yeni özellik içerik oluşturucuların yayınları aracılığıyla daha dolu gönderiler paylaşmasına imkan tanıyacak.

Devamını Oku

Meteoroloji uyardı! Bu bölgelerde yaşayanlar dikkat

Meteoroloji uyardı! Bu bölgelerde yaşayanlar dikkat
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Meteoroloji’nin son dakika hava durumu raporuna göre Doğu Karadeniz, Doğu Anadolu’nun kuzeyi ile Düzce, Zonguldak, Bartın, Sinop ve Samsun’un iç kesimlerinde bugün sağanak yağış bekleniyor.

Meteoroloji Genel Müdürlüğü tarafından yapılan son değerlendirmelere göre: Ülkemizin kuzey kesimlerinin parçalı ve yer yer çok bulutlu, Doğu KaradenizDoğu Anadolu‘nun kuzeyi ile Düzce, Zonguldak, Bartın, Sinop ve Samsun’un iç kesimlerinin yerel olmak üzere aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı, diğer yerlerin az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.

BÖLGELERİMİZDE HAVA

MARMARA

Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.

ÇANAKKALE °C, 35°C
Parçalı ve az bulutlu

İSTANBUL °C, 32°C
Parçalı ve az bulutlu

KIRKLARELİ °C, 33°C
Parçalı ve az bulutlu

KOCAELİ °C, 33°C
Parçalı ve az bulutlu

EGE

Az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.

İZMİR °C, 36°C
Az bulutlu ve açık

KÜTAHYA °C, 31°C
Az bulutlu ve açık

MANİSA °C, 38°C
Az bulutlu ve açık

MUĞLA °C, 36°C
Az bulutlu ve açık

AKDENİZ

Az bulutlu ve açık, Doğu Akdeniz’in iç kesimlerinin yer yer parçalı bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.

ADANA °C, 37°C
Az bulutlu ve açık, iç kesimleri yer yer parçalı bulutlu

ANTALYA °C, 36°C
Az bulutlu ve açık, iç kesimleri yer yer parçalı bulutlu

HATAY °C, 34°C
Az bulutlu ve açık

ISPARTA °C, 35°C
Parçalı ve az bulutlu

İÇ ANADOLU

Genellikle az bulutlu ve açık, bölgenin kuzeydoğu kesimlerinin yer yer parçalı bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.

ANKARA °C, 33°C
Parçalı ve az bulutlu

ESKİŞEHİR °C, 31°C
Parçalı ve az bulutlu

KONYA °C, 34°C
Az bulutlu ve açık

SİVAS °C, 31°C
Parçalı ve az bulutlu

BATI KARADENİZ

Parçalı bulutlu, öğle saatlerinden sonra Düzce, Zonguldak ve Sinop’un iç kesimlerinin kısa süreli ve yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

BOLU °C, 28°C
Parçalı bulutlu

DÜZCE °C, 32°C
Parçalı bulutlu, öğle saatlerinden sonra iç kesimleri kısa süreli ve yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

SİNOP °C, 29°C
Parçalı bulutlu, öğle saatlerinden sonra iç kesimleri kısa süreli ve yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

ZONGULDAK °C, 27°C
Parçalı bulutlu, öğle saatlerinden sonra iç kesimleri kısa süreli ve yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

ORTA ve DOĞU KARADENİZ

Parçalı yer yer çok bulutlu, Doğu Karadeniz ile Samsun’un iç kesimlerinin yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

AMASYA °C, 34°C
Parçalı bulutlu

BAYBURT °C, 30°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

SAMSUN °C, 29°C
Parçalı bulutlu, öğle saatlerinden sonra iç kesimleri kısa süreli ve yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

TRABZON °C, 29°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

DOĞU ANADOLU

Az bulutlu ve açık, bölgenin kuzey kesimlerinin yer yer parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra Erzincan, Erzurum, Kars ve Ardahan çevrelerinin yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

ERZURUM °C, 28°C
Parçalı ve yer yer çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

KARS °C, 28°C
Parçalı ve yer yer çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

MALATYA °C, 37°C
Az bulutlu ve açık

VAN °C, 29°C
Az bulutlu ve açık

GÜNEYDOĞU ANADOLU

Az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.

ADIYAMAN °C, 39°C
Az bulutlu ve açık

DİYARBAKIR °C, 40°C
Az bulutlu ve açık

GAZİANTEP °C, 38°C
Az bulutlu ve açık

SİİRT °C, 38°C
Az bulutlu ve açık

Devamını Oku

Tarihe Karışan 20th Century Fox’un En İyi 18 Filmi

Tarihe Karışan 20th Century Fox’un En İyi 18 Filmi
0

BEĞENDİM

ABONE OL

1930’lardan beri sinema sektörünün en büyük sinema film stüdyosu olan 20th Century Fox, 20 Mart 2019 tarihinde Disney ile birleşti. Ağırlıklı olarak yetişkinler için film pazarının gidişatını belirleyen stüdyo, birleşmeden sonra tamamen yok oldu.

20th Century Fox’un Disney ile birleşmesinin ardından isminin artık kullanılmaması, Hollywood için büyük bir dönemin sonu anlamına geliyor. Star Wars’tan Deadpool’a, Titanik’ten Buz Devri’ne günümüzde efsaneleşmiş birçok yapımı bulunan stüdyonun en iyi filmlerini sizler için listeledik.

Tarihe Karışan 20th Century Fox’un En İyi 18 Filmi

  • 7th Heaven
  • Gazap Üzümleri
  • All About Eve
  • The Sound of Music
  • Star Wars
  • Alien
  • Prizzi’s Honor
  • Evde Tek Başına
  • Kurtuluş Günü
  • Titanik
  • X-Men
  • Cast Away
  • Buz Devri
  • Müzede Bir Gece
  • Avatar
  • Lincoln
  • Marslı
  • Bohemian Rhapsody

Stüdyonun ilk filmi 7th Heaven

  • Çıkış yılı: 1927
  • IMDb puanı: 7,7
  • Yönetmen: Frank Borzage
  • Oyuncular: Janet Gaynor, Charles Farrell, Ben Bard

Henüz Fox Film Corporation olarak bilinirken ve 1935’te 20th Century Fox ismini almadan önce piyasaya sürülen 7th Heaven, En İyi Film Oscar adaylığını kazandı. Fox’un ilk filmi olan 7th Heaven, 1. Akademi Ödülleri’nde En İyi Kadın Oyuncu (Janet Gaynor), En İyi Yönetmen ve En İyi Uyarlanmış Senaryo dallarında ödül aldı.

John Steinbeck romanından Gazap Üzümleri

  • Çıkış yılı: 1940
  • IMDb puanı: 8,1
  • Yönetmen: John Ford
  • Oyuncular: Henry Fonda, Jane Darwell, John Carradine

Ünlü filmin yönetmeni John Ford, 1940’lara 20th Century Fox ile yaptığı başarılı ortaklık ile başladı. Yönetmenin John Steinbeck’in Pulitzer Ödüllü romanından yönettiği uyarlaması, ona En İyi Yönetmen dalında ikinci Oscar ödülünü kazandırdı. Henry Fonda’nın başrolde Tom Joad olarak oynadığı uyarlama, şimdiye kadar yapılmış en iyi Amerikan filmlerinden biri olarak kabul ediliyor.

Çıktığı yılın tüm Oscar ödüllerine aday olan All About Eve

  • Çıkış yılı: 1950
  • IMDb puanı: 8,2
  • Yönetmen: Joseph L. Mankiewicz
  • Oyuncular: Bette Davis, Anne Baxter, George Sanders

Joseph L. Mankiewicz’in “All About Eve” adlı filmi 14 Akademi Ödülü adaylığı ve En İyi Film de dahil olmak üzere altı Oscar ödülü kazanarak 20th Century Fox’un en değerli filmlerinden biri oldu. All About Eve, Yönetmen, Resim, Aktör, Aktris, Yardımcı Erkek Oyuncu ve Yardımcı Kadın Oyuncu olmak üzere altı büyük Oscar kategorisinin hepsinde aday olan ilk film.

Başarılı bir müzikal uyarlaması olan The Sound of Music

  • Çıkış yılı: 1965
  • IMDb puanı: 8,0
  • Yönetmen: Robert Wise
  • Oyuncular: Julie Andrews, Christopher Plummer, Eleanor Parker

Robert Wise’ın yönettiği ve başrollerini Julie Andrews ve Christopher Plummer’ın paylaştığı, Rodgers ve Hammerstein müzikalinden uyarlanan The Sound of Music sayesinde Fox, 1965’te filmlerin kralı oldu. Film, yılın en çok gişe hasılatını yaptı ve Akademi Ödüllerinde En İyi Film ödülünü kazandı.

Bilim Kurgu sinemasını kökünden değiştiren Star Wars

  • Çıkış yılı: 1977
  • IMDb puanı: 8,6
  • Yönetmen: George Lucas
  • Oyuncular: Mark Hamill, Harrison Ford, Carrie Fisher

20th Century Fox, George Lucas’ın Star Wars’unu piyasaya sürmesiyle film tarihini değiştirdi. Çıkış yaptığı yıla kadarki en yüksek hasılat yapan film olan ve sadece Amerika’da 1,6 milyar doların üzerinde hasılatıyla Star Wars, bugüne kadar Amerika’da en yüksek hasılat yapan ikinci film olmaya devam ediyor.

Uzaya karanlık bir dönüş: Alien

  • Çıkış yılı: 1979
  • IMDb puanı: 8,4
  • Yönetmen: Ridley Scott
  • Oyuncular: Sigourney Weaver, Tom Skerritt, John Hurt

Star Wars’un yayınlanmasından iki sene sonra Fox, Ridley Scott’ın Alien filminin piyasaya sürülmesiyle uzaya çok daha karanlık bir şekilde döndü. Alien sadece başarılı bir serinin başlangıcı değil, aynı zamanda stüdyo ve Scott arasındaki son derece karlı bir ilişkinin de başlangıcıydı. Alien, En İyi Görsel Efekt dalında da Oscar kazandı.

Orta bütçeli bir yetişkin draması Prizzi’s Honor

  • Çıkış yılı: 1985
  • IMDb puanı: 6,7
  • Yönetmen: John Huston
  • Oyuncular: Jack Nicholson, Kathleen Turner, Robert Loggia

1980’ler, orta bütçeli yetişkin dramaları için Fox’ta büyük bir başarı dönemiydi. John Huston’un yönettiği Prizzi’s Honor, Jack Nicholson ve Kathleen Turner’ın yıldız gücü sayesinde 1985’te gişede bütçesini neredeyse ikiye katladı. Anjelica Huston, filmdeki rolüyle En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Oscar’ını kazandı.

Bir Noel klasiği haline gelen Evde Tek Başına

  • Çıkış yılı: 1990
  • IMDb puanı: 7,6
  • Yönetmen: Chris Columbus
  • Oyuncular: Macaulay Culkin, Joe Pesci, Daniel Stern

1990’larda 20th Century Fox için gişe rekorları kıran ve Macaulay Culkin’in başrolünü üstlendiği Noel komedisi, dünya çapında 18 milyon dolarlık bir bütçeyle 476 milyon dolar kazandı. Yeni bir Fox serisi başlatan bu film, anında hit oldu. Günümüzde de hala yılbaşı zamanlarında bir klasik olarak televizyonlarda yayınlanmaya devam ediyor.

Aksiyon türüne güçlü bir giriş: Kurtuluş Günü

  • Çıkış yılı: 1996
  • IMDb puanı: 7,0
  • Yönetmen: Roland Emmerich
  • Oyuncular: Will Smith, Bill Pullman, Jeff Goldblum

Bir diğer ünlü stüdyo olan Universal’ın Jurassic Park başarısının ardından aksiyon türüne daha çok ağırlık gösteren Fox, bu sefer izleyicilerinin karşısına bir uzaylı istilası filmi olan Kurtuluş Günü ile çıktı. Film, ünlü oyuncu Will Smith’i şu andaki ününe kavuşturdu ve dünya çapında 817.4 milyon doların üzerinde hasılat ederek 1996’ın en büyük hiti ve zamanının en yüksek hasılat yapan ikinci film oldu.

Destansı bir aşkı anlatan devasa bir proje Titanik

  • Çıkış yılı: 1997
  • IMDb puanı: 7,8
  • Yönetmen: James Cameron
  • Oyuncular: Leonardo DiCaprio, Kate Winslet, Billy Zane

20th Century Fox, James Cameron’ın devasa Titanik filminin ortak yapımcılığını Paramount Pictures ile paylaştı. Film uluslararası olarak 2 milyar doların üzerinde hasılat elde etti. Leonardo DiCaprio ve Kate Winslet’in başrollerini paylaştığı destansı aşk hikayesi her iki şirket için de büyük bir finansal başarıydı.

Süper kahraman filmlerine giriş: X-Men

  • Çıkış yılı: 2000
  • IMDb puanı: 7,4
  • Yönetmen: Bryan Singer
  • Oyuncular: Patrick Stewart, Hugh Jackman, Ian McKellen

Sony’nin Örümcek Adam filmi her ne kadar süper kahraman film piyasasını başlatmakla ilgili sık sık övgü alsa da, aslında bu durumu 2000 yılında X-Men’in piyasaya sürülmesiyle 20th Century Fox başardı. En karlı Fox serilerinden birini başlatan filmin başrollerini Hugh Jackman ve Halle Berry paylaştı.

Tom Hanks’in usta oyunculuğuyla Cast Away

  • Çıkış yılı: 2000
  • IMDb puanı: 7,8
  • Yönetmen: Robert Zemeckis
  • Oyuncular: Tom Hanks, Helen Hunt, Paul Sanchez

Robert Zemeckis’in “Cast Away” filmi, “X-Men” in dünya çapındaki gişede hasılatının iki katından fazlasını kazandı. Tom Hanks’in yıldız gücü ve En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar adaylığı, bu yetişkinlere yönelik hayatta kalma dramına dünya çapındaki gişede 429 milyon dolar hasılat kazandırdı.

Tarih öncesi bir dostluk komedisi Buz Devri

  • Çıkış yılı: 2002
  • IMDb puanı: 7,5
  • Yönetmen: Chris Wedge, Carlos Saldanha
  • Oyuncular: Denis Leary, John Leguizamo, Ray Romano

Pixar ve DreamWorks animasyon alanına hakim olurken bu tarih öncesi dostluk komedisi “Buz Devri” nin yayınlanmasıyla 20th Century Fox da oyuna girmeye karar verdi. Buz Devri’nin ilk filmi, Fox’un en kazançlı animasyon serisini başlatan 383 milyon dolarlık dünya çapında bir hit oldu.

Sevilen aile filmi Müzede Bir Gece

  • Çıkış yılı: 2006
  • IMDb puanı: 6,4
  • Yönetmen: Shawn Levy
  • Oyuncular: Ben Stiller, Carla Gugino, Ricky Gervais

Fox, yetişkinler için franchise’ları başlatmak için mücadele ederken “Müzede Bir Gece” serisi sayesinde aile izleyicileri arasında büyük başarı yakaladı. Ben Stiller başrollü fantastik komedi filmi, 2006 yılında dünya çapındaki gişede yarım milyar doları aştı.

Stüdyonun en başarılı filmlerinden Avatar

  • Çıkış yılı: 2009
  • IMDb puanı: 7,8
  • Yönetmen: James Cameron
  • Oyuncular: Sam Worthington, Zoe Saldana, Sigourney Weaver

James Cameron’ın dünya çapında 2,78 milyar dolarla şimdiye kadar piyasaya sürülen en yüksek hasılatlı filmi Avatar, 3 boyutlu sinemanın da öncülerinden. Bir seri haline getirilmek istenen ancak şimdilik sadece bir tane filmi bulunan Avatar’ın ikinci filmi şimdiye kadar yapılan en büyük satın almalardan biri olacak.

12 Oscar adaylığı ile Lincoln

  • Çıkış yılı: 2012
  • IMDb puanı: 7,3
  • Yönetmen: Steven Spielberg
  • Oyuncular: Daniel Day-Lewis, Sally Field, David Strathairn

Daniel Day-Lewis, Steven Spielberg’in eleştirmenlerce beğenilen “Lincoln” filmindeki başrolüyle En İyi Erkek Oyuncu Oscarı‘nı kazandı. Fox, yazar projelerini yayınlarken uzun süredir gişede hali hazırda zafer kazanıyordu. Projenin başında da Spielberg olunca Lincoln için stüdyo hiç düşünmeden onay verdi. Film dünya çapında 275 milyon dolar kazandı ve 12 Oscar adaylığı kazandı.

Dünya dışı bir hayatta kalma hikayesi Marslı

  • Çıkış yılı: 2015
  • IMDb puanı: 8,0
  • Yönetmen: Ridley Scott
  • Oyuncular: Matt Damon, Jessica Chastain, Kristen Wiig

Matt Damon başrollü Mars’ta geçen bu hayatta kalma filmi dünya çapında 600 milyon dolardan fazla kazandı ve En İyi Film ve En İyi Erkek Oyuncu dallarında aday gösterildi. Film Scott’ı tekrar öne çıkardı ve Fox’un yönetmene her zaman bir şans vermesinin nedenini de izleyicilere göstermiş oldu.

Freddie Mercury’nin müzik kariyerindeki yolculuğunu anlatan Bohemian Rhapsody

  • Çıkış yılı: 2018
  • IMDb puanı: 7,9
  • Yönetmen: Bryan Singer
  • Oyuncular: Rami Malek, Lucy Boynton, Gwilym Lee

Bohemian Rhapsody her ne kadar eleştirmenleri derinden etkilemese de dünya çapında 880 milyon dolarlık bir kazançla şimdiye kadar piyasaya sürülen en çok hasılat yapan müzik biyografisi filmi oldu. Bohemian Rhapsody, Freddie Mercury’yi canlandıran ünlü oyuncu Rami Malek ile En İyi Erkek Oyuncu da dahil olmak üzere dört Oscar’la 2019 töreninde en çok kazanan film oldu.

Devamını Oku

Anneler Günü Kutlu Olsun.

Anneler Günü Kutlu Olsun.
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Gün geçmiyor ki, kadın cinayeti, kadına şiddet, kadına kötü davranış haberleri duymuyoruz veya görmüyoruz güzel ülkem başta olmak üzere tüm dünyada!

Evet,aslında duymuyoruz ve görmüyoruz, yokmuş gibi davranıyoruz gün geçtikçe sistematik bir şekilde artarak devam eden bu realiteyi.
Bireysel-toplumsal olarak “üç maymunu “ oynuyoruz adeta!
Devlet ve onu yöneten “Siyasi Otoriteler” ise,bu acı gerçek karşısında ya örf-adet-kültürden dem vuruyor ya da sıkça su istimal edilen bir çok değer de olduğu gibi bu konuyu da siyasi bir araç haline dönüştürmenin hiç de etik olmayan mücadelesini veriyorlar zaman zaman…

“Güçlünün Dünyası” diye bir deyimi hepimiz aşağı yukarı bir kez duymuşuzdur hayatınızda.
Aslında İlk Çağ döneminde, insanın zorunlu olarak hayatta kalabilme mücadelesi,doğaya ve vahşi hayvanlara karşı savaşma mecburiyeti,insanı bu iki güç karşısında devamlı geliştirmeye ve en güçlü olmaya yöneltse de,Orta Çağ döneminde bu durum yavaş yavaş insanın insana üstünlük kurma çabası haline dönüşmüştür.
Bilim,sanat,kültür ve daha bir çok diğer alandaki yeniliklerle beraber,Yakın Çağ’dan itibaren hızla gelişen teknoloji “Parayı” kaçınılmaz olarak bir güç merkezi haline getirmiştir.

Yeni Çağ dediğimiz şimdiki zamanda da, güvenlik-barınma-beslenme gibi temel insanı ihtiyaçların erişimini en aza indirgeyebilmiş insanoğlu,maalesef kendi güç kaynaklarını yaratmaya başlamıştır.
Biraz kafa karıştırıcı göründüyse durumu özetleyelim;
Bu tarihi küçük analize başlarken bir deyime atıfla başlamıştık ya hani,”Güçlünün Dünyası” diye;işte günümüz dünyasında güç kavramının tanımını,güçsüz olanı-savunmasız olanı-zayıf olanı ezmek veya kontrol altına almak olarak anlayan,inanan hatta savunan yaklaşımlar oluşmuştur…

Kadın,erkeğe göre daha güçsüz,daha az savunmasız yaratılmıştır evet fiziken bu durum böyledir ama kadının asıl gücü,ona doğuştan verilmiş kutsal bir misyon olan “Annelik Gücü”dür.
Yıllardır itilen,kakılan,satılan,hor görülen,hakaretlere uğrayan,dövülen,öldürülen kadın…
Yani annelerimiz,bacılarımız,kızlarımız,halamız,teyzemiz,yengemiz…

Aslında onların hepsi biziz,ve daha halen anlayamadık ki kadın biziz,kadın hayattır,kadın yaşamın ta kendisidir…
Duymaktan,görmekten utanç duyduğumuz o gündelik haberlere,masaya bir yumruk vurarak tepki vermekten başka veya ağzımıza gelen ilk küfürü söylemekten başka veya kendi egolarımızı tatmin etmek adına bir kaç güzel cümle,birkaç güzel sözden başka yapılacak çok daha etkili tepki,kadınlarımıza -istenen değil- gereken değeri verebilmektir.

Anneler Günü Kutlu Olsun.

Onların dünyayı güzelleştiren narin fikirlerine kulak vererek, dinleyerek anlamaya çalışarak…
Her kadın bir anne adayı olarak doğar ve bu onlara verilmiş kutsal bir görevdir adeta, erkek içinse büyük bir lütuf.
Bütün kadınlarımızın şiddetten ve kötü davranıştan uzak, eşit haklarla yaşayabileceği güzel bir dünya hayali ve isteğiyle “Anneler Günü” nü kutluyorum…

Bu Yazı İçin Ne Düşünüyorsun?

Devamını Oku

Ahlak-Felsefe ve Siyaset Üzerine…

Ahlak-Felsefe ve Siyaset Üzerine…
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Sevgili okurlar,bir önceki nisbeten sığ yazımda “yazının icadının” insanlık tarihi açısından ne kadar önemli bir mihenk taşı olduğuna kısaca ve üstünkörü değinmiştim.
Amacım,uzun bir aradan sonra kendi adıma yazmaya yeniden merhaba demekle birlikte;bundan sonraki yazılarıma da bir girizgah yapmak ve inceden inceye birlikte biraz daha derinlere inerek,günümüz dünyasına şöyle bir göz atmak

Yazarin bir onceki yazisi

Göz atmak dediysek,değişik bilgi ve kaynaklardan faydalanarak ve de bunlara kendi tecrübe ve gözlemlerimizi de ekleyerek -fazla zülfü yare dokunmadan- bazen eğlenceli,bazen sorgulayıcı ve bazen de düşündürücü yazınlar ortaya koyabilmek.
Yoksa haşa! Ne bilgeyiz,ne öğretici ne de başka bir şey! Gayemiz sadece her biri özgür bireyler olarak aklımızı daha fazla kullanabilmek,daha çok düşünebilmek ve düşündürebilmek…
Ahlak,neydi acaba bu çok kısa yazılan lakin aynı zamanda onlarca hatta yüzlerce insani değeri ve kavramı ihtiva eden;üzerinde insanların tarih boyunca sayısız araştırma ve gözlemler yaptığı,uğrunda maddi-manevi tartışmaların,kavgaların hatta cinayetlerin bile işlendiği bu esrarengiz kelime?
Terimsel olarak ahlakı,insanın doğuştan getirdiği ya da sonradan kazandığı bir takım tutum ve davranışların tümü olarak tanımlayabiliriz.
Halk dilinde bazen “ huy” diye tanımlarız ahlakı; iyi olan güzel olan ne varsa hepsini ahlak çatısı altında toplayabiliriz.Ve dünyanın neresine gidersek gidelim eski çağlardan itibaren,iyilik yapmak,yalan söylememek,başkalarına zarar vermemek,kötü davranmamak gibi her toplumda genel geçerliliği olan kavramları bu kelimenin kapsamı içine koyabiliriz.
İlkel dinlerin var olduğu tarihin ilk dönemlerinden itibaren,ahlak ile din ve dinsel kurumlar arasında zoraki bir bağ var olagelmiştir.Tabi bu içsel bağ,Ortaçağ Yakınçağ derken günümüze kadar çeşitli değişikliklere uğrayarak devam etmiştir.
Ne demek istediğime gelin birlikte bakalım:

Eski çağlardan beri insan ahlakının temelini din oluşturmaktaydı. İnsanların Tanrı öyle istiyor diye ahlaklı olması gerekiyordu.Yani ahlaklı olmayı Tanrı buyuruyor,bunu gerek Kilise,gerek din adamları ve gerekse din kaynaklı kitaplarla halka zorla empoze etmeye çalışıyorlardı.
Böyle bir din ve ahlak anlayışı haliyle din adına söz sahibi olan bir kitle ve bunları çıkarları gereği finansa eden “Elit” bir tabaka oluşturdu.
Bu din adamlarının ve elit kitlenin toplumsal yaşam üzerinde sorgulanamaz karar ve hükümleri vardı ve bu kuralları karşı gelindiği düşünülen binlerce insan ibret-i alem için kalabalık meydanlarda dar ağacında sallandırılırdı.

Tanrı adına hizmet ettiğini söyleyen bu güruh,zamanla akıl almaz yöntemler ve kurallarla,kendi güç ve sermayelerini daha da arttırmak için halk üzerinde ağır baskılar oluşturdular.(Bu hadiselerle ilgili çoğumuz nerden baksak ya bir kitap okumuşuzdur ya da sıkça filmlerini görmüşüzdür,şöyle kanlı kanlı!)
Ortada ne bireysel ne de toplumsal bir ahlak vardı;ahlak denilen şey din adamlarının iki dudağının arasında idi.( Benzetmede hata olmaz,günümüz bazı toplumlarında da ahlakı ne yazık ki kadınların bacak arasından ibaret gören hatırı sayılır bir anlayış var.)
Baskı ve zulüm yüzyıllarca böyle devam edip durdu.

Nitekim Aristo’nun deyimiyle “ İnsan düşünen bir hayvandır.” önergesi 16.ve 17.yüzyıllarda “Aydınlanma” diye yeni bir hareket ortaya çıkardı.
Yani insanlar araştırmaya,düşünmeye ve yıllarca üstlerine çökmüş kara bulutları dağıtmaya başladı.Sürekli olarak ve artarak devam eden bilimsel araştırmalar,insanları daha çok düşünmeye ve sorgulamaya itti.Böylelikle önce bireyler sonra da topluluklar,kendilerini yüzyıllardır diretilen adına da toplumsal-ahlak kuralları dedikleri-tabi Tanrı buyruğuydu bunlar-tabuları bir bir yıkmaya başladılar.Dolayisiyla ahlak ile ilgili temellendirme böylece din dışına taştı.
Genel bir değerlendirmeden sonra şimdi de hep beraber Ahlak Felsefesi’ne, tabi onun babası sayılan ünlü Alman düşünürü İmmanuel Kant’a ve insan aklının sınırlarını zorlayan tezlerine bakalım.
Ünlü Alman düşünürü( bu kelime filozof kelimesinden daha etkili bana göre) Kant’ın(1724-1804) özellikle Ahlak Felsefesi üzerine ortaya attığı tezleri ve fikirleri bir çok felsefe sever gibi beni de oldukça etkilemişti.

Bir çok düşünür asıl olarak Kant’ı Aydınlama Hareketi’nin babası olarak tanımlamakla birlikte,hatırı sayılır sayıda düşünür de Kant’ın önerme ve tezlerinin doğru gibi gözükse de toplumsal hayatta uygulanabilirliğin olmadığına ve iyimser bir ütopyadan öteye gidemeyeceğini savunur.
Kant’a göre Ahlak Felsefesi’nin temel sorunlarından birisi İYİ ve KÖTÜnün ne olduğu ve bunların kaynağına ilişkindir.
Sahiden iyi-kötü nedir sorusuna kolaylıkla yüzlerce örnekler verebileceğimiz gibi, bu iki kavramın tarih boyunca somut veya genel geçerliliği olan bir tanımı yapılamamıştır. Bundan ötürü de bireyden bireye değişen kozmopolitin bir iyilik-kötülük anlayışı otaya çıkmıştır.

Yani size göre iyi olan bir tutum veya davranış bir başkasına göre iyi olmayabiliyor ve hatta kötü bile olabiliyor.
Kant’a göre iyinin de kötünün de özü “ niyet” tir. Ve niyet daima eylemden önce gelir. Yani eylemlerin sonucuna bakmaksızın iyi niyetle yapılmış her davranış ahlakıdır. Fakat buradaki hassas nokta,koşulsuz hiç bir şarta dayanmayan ve “ saf akıl “ yolu ile yapılan iyi niyettir.
Mesala bazen iyi niyetle bir eylemde bulunursunuz ama sonucu kötü olabilir,fakat bu davranış koşulsuz saf akıl yoluyla yapıldığı için yine de ahlaklıdır.
Şöyle bir örnek verecek olursak eğer,kalabalık bir trafikte karşıdan karşıya geçemeye çalışan yaşlı birine yardım etmek isterken,araba çarpması sonucu onun ölmesine neden olmak gibi.
Türkçe’de de benzer bir deyim vardır hani “ kaş yapayım derken göz çıkarmak.”

Kant’a göre burada koşulsuz bir iyi niyetiniz olduğu için yapılan eylemin sonucu kötü bitmiş te olsa yine de doğrudur ve bir ahlaki değeri vardır.
Felsefe literatürünü deyim yerindeyse alt üst eden “ Saf Aklın Eleştirisi “ adlı eserinde Kant, tecrübeye bulaşmamış salt bir akıldan bahseder.Ve insan olmanın gereği olarak bir “ ödev “ anlayışına atıfta bulunur.
İnsanların davranışlarını asıl ahlaklı kılan,bir koşula veya çıkara dayanıyor olması değil; ödeve karşı duyulan saygıdandır.
Şimdi bununla ilgili de bir örnek vererek konuyu biraz daha reel hale getirmeye çalışalım:
Hangimiz hayatımızda bir kez olsun,mesala kırmızı ışıkta durmamıştır veya durmak istememiştir? Bence bir çoğumuz,bir acelemiz olduğunda bir an düşünürüz acaba mı diye?
Sürekli olarak kullandığımız bir yolda,polis kontrolü da vardır ve bizler kırmızı ışıkta dururuz.Çünkü
kırmızı ışıktan geçersek biliriz ki polis bize ceza yazacaktır.

Akşam geç vakit oldu,ortalık epey sakin,polis yok,radar yok,ceza alma ihtimali hiç yok ama kırmızı ışık yanıyor.Kaçımız kırmızı ışıktan geçeriz veya kaçımızın aklından mutlaka geçer;ya bas git işte kim görecek diye!
İşte Kant’a göre ödev ahlakının bir gereği olarak biz kırmızı ışıkta durmalıyız yoksa her hangi bir ceza almamak için değil.
Bir başka örnek daha verelim:
Kalabalık bir caddede yürüyorsunuz ve yerde içi para dolu bir cüzdan buldunuz. Ne yaparsınız?Büyük oranda,etraftaki insanların etkisinden dolayı,kimin olduğunu sormaya çalışır sonrada bir karakola filan götürürsünüz.

Şartlar değişti ve aynı içi para dolu cüzdanı,inin-cinin top oynadığı,hiç kimsenin sizi görme ihtimalinin olmadığı bir yerde buldunuz.
Kaçımız ilk senaryodaki durumun aksini yaparız?
Bu örnekleri çoğaltmak hayli mümkün.
İşte Kant’a göre iyi niyetin temeli ödev ahlakıdır.Yani insanın sadece yapması gerektiğini düşündüğü için bir şey yapması dünyaya katkı sağlayabilir.Dünyada bu tür eylemlerin çeşitli örnekleri vardır:
Mesala,Çernobil Nükleer kazasında felaketin daha da büyümemesi için,canını feda eden işçilerin durumu gibi.

Veya günümüzde sık sık uzay ve bilim kurgu filmlerinde görürüz:
İşte dünyaya çarpmak üzere olan bir gök taşını canını feda ederek patlatan ve dünyayı kurtaran kahramanlar…
Buraya kadar Kant’ın fikirleri ve felsefe anlayışı açısından çok kafa karıştırıcı tezler görünmemektedir.Hatta böyle insanın ahlaki ruhunu bir hayli okşayan tezlerdir bunlar.
Özellikle bu konuyu bilerek sonlara sakladım ki,buradan siyasete ve oradan günümüze ilişkin düşünseller üretmeye çalışalım.
Gel gelelim Kant’ın “Yalan” söyleme konusundaki ilginç,insanın vicdanı sınırlarını zorlayan ve bu yüzden çok eleştirilen teorisine.
Kant,insan hiçbir şekilde yalan söylememelidir der ve net bir şekilde bu konunun sınırlarını tayin eder.
Şartlar ne olursa olsun insanın ahlaki davranması buna bağlıdır.

Bu konuyla ilgili çok net bir örnek verilmiştir:
Kan revan içinde kocasından kaçan kadın,komşusu olan sizin evinize sığınmıştır;ve kocasının kendisini öldürmek istediğini anlatarak sizden yardım istemektedir.Ve bir süre sonra gözü dönmüş koca, büyük bir öfke ve hışımla kapınıza dayanıp karısının burada olup olmadığını sordu.
Kant’ın teorisine ve ahlak anlayışına göre hiçbir şekilde ve şartlar ne olursa olsun yalan söylememelisiniz,öte yandan da söyleyeceğiniz bu yalan belki de bir insanın canını kurtaracaktır?
İşte akıl,vicdan,ahlak arasına sıkıştırılmış bu sorunun cevabı sizce ne olmalıdır???
Hani şöyle bir öğreti vardır ya,yalan söylemenin koşulları diye:
-Bir insanın hayatını kurtaracaksa yalan söylenebilir,

-Savaş zamanlarında yalan söylenebilir,
-Ülkenizi vatanınızı korumak için yalan söylenebilir.
Bu örnekleri günümüz toplumlarında oldukça artırarak sıralayabiliriz.
Sahiden yalan söylemenin bir koşulu veya şartı olmalı mı sizce?
Ahlak ve Felsefe üzerinde geniş çaplı değerlendirmeler yaptıktan sonra,biraz da siyaset sahnesine inelim yavaştan,ne dersiniz?
Çoğunuzun siyasete nerden geldik,şöyle sessiz sedasız kendi iç dünyamızda dolaşıp duruyorduk dediğini duyar gibiyim ?
Belki de çoğumuz farkında bile değiliz ama maalesef “siyaset”hayatımızın her alanına bir şekilde girmiş durumda.

Hani kötü virüsler vardır,gizlice,sinsi sinsi vücudunuza girer ve sizi hasta eder ya işte günümüz siyaseti de öylece girmiş beyinlerimize!
Konuşmamızdan tutun,saç-sakal şeklimize,giyinmemizden tutun da yediğimiz içtiğimiz şeylere kadar boğazımıza kadar B..’a-pardon siyasete-batmış durumdayız.
Siyasetin onlarca tanımından birisi de,( genel geçerliliği çok fazla olan)siyasetin insanları ikna etme-kandırma sanatı olduğuna dair yapılan tanımlamadır.
Evet,bir siyasetçinin ve bir siyasi anlayışın başarısı hitap ettiği kitle sayısına bağlanmış durumdadır. Yani bu işi yürüten, ne kadar insanı ikna edebilmiş veya kandırabilmişse o kadar iyi bir siyasetçi olmuştur.

Mantıksal olarak evet bu böyledir,bir insanı kendi savunduğun fikir ve ideolojiye inandırmak,siyasetin amaçlarından birisi olabilir fakat bu siyasi amaçlara ulaşabilmek adına kullanılan araçlar bizim sorunsalımız.
Ne yaparsanız yapın,hangi argümanı kullanırsanız kullanın yeterki,bana taraftar toplayın,her dediğime inanan bir topluluk oluşturun.Söylemler,amaç ve araç hiç önemli değil,yeter ki ben güçlü olayım.
“Amaca giden her yol mübahtır” ve siz bu yolların hepsini deneyin anlayışı: Yalan mı söylenecek,ondan kolayı mı var?; insanlara iftira mı atılacak, o da iş mi canım?; küfür mü edilmesi gerek,o bizim işimiz zaten;insanlar linç mi edilecek,buluruz bir yolunu;takiye yapılıp vatan millet kurban mı edilecek,ustasıyız be abi;din elden gidiyor,dinimizi bile yaşayamıyoruz,verdiririz bir fetva….
Bu tür örnekleri çoğaltmakla bitiremeyiz inanın.
Siyasetin ve siyasetçinin amacı,topluma hizmet etmektir.Siyasette tek bir yarış vardır,o da hizmet yarışı. Fakat durum öyle bir hal almış ki güzel ülkemde,hizmetler bile kişilere,topluluklara ve hatta kurumlara göre şekil almış.
Her bir siyasinin ve dolayısıyla yönetici konumundaki insanın tek amacı olmalıysa,o da hiçbir koşula,şarta,ön yargıya ve çıkara dayanmayan hizmet anlayışı olmalıdır.
Alt yapısında oldukça fazla sorunsal olduğundan emin olduğum Türkiye siyaseti,inanın her geçen gün maalesef,hizmet üretmek yerine; eğilenin sırtına basmanın vacip olduğu bir duruma dönüşmüş durumda.

Siyasete ve siyasetçiye duyulan saygının yerini öfke ve kin almış durumda.
Üzerinde saatlerce kafa yorduğumuz “Ahlak”ın zerre bir kırıntısı kalmamış siyasette.
Oysa siyasetçi veya yönetici herkesten daha çok dürüst ve ahlaklı olabilmelidir.
O kadar acıdır ki,bir çoğumuz kadar yeterliliği olmayan,ahlakı değer bile taşımayan insanları bilerek veya bilmeyerek biz seçiyoruz bizler adına karar versin,bizleri temsil etsin diye.
Bizler bu seçimleri yaparken tek beklentimiz,ülkemize ve onu var eden biz vatandaşlarına eşit düzeyde,ayrım yapmadan,adilce hizmetler yapmaları.
Fakat Türk siyasetinin kamburu mudur,çelişkisi midir ya da kaçınılmaz kaderi midir bilinmez,asayı eline alan Firavun kesiliyor.
Egemen güç,herkesin kendi doğrularını kabul etmesini,kendi yaşam anlayışını benimsemesini kısacası onların tahayyül ettiği gibi bir toplum oluşmasının kirli mücadelesini verirken,muhalif olarak addedilen veya kendilerini öyle tanımlayanlar ise kendi ideolojilerinin peşinde koşmaya çalışıyorlar.
İki kutup,(bu kavram da zoraki oluşturulmuştur) kendi mücadelelerine acımasızca,zaman zaman ahlak sınırlarını zorlayarak devam ederken,arada şıkışıp kalmış,tek beklentileri “insana yaraşır şekilde yaşamak” olan biz seçenler ise hayretler için de izliyoruz olup biteni.
Peki neydi bize bunları yaşatan veya neden bunları yaşamak zorundaydık?
Son zamanlarda hep söylenir oldu,”Biz nasıl,hangi ara böyle olduk?”diye.

Anlatmaya çalışalım:
-Diretilmeye çalışılan,empoze edilmeye çalışılan her şeye sorgusuz sualsiz evet derken,
-Bana dokunmayan yılan bin yaşasın mantığıyla,başkalarına yapılan haksızlıklara ses çıkarmazken,
-İyiliği ve kötülüğü hep kendi bakış açımızdan değerlendirirken,
-Ne aklımızı ne de irademizi kullanmayı bilmezken,
-Düşünmeyi bırakıp ne söylendiyse inanıp,doğru kabullenirken,
-Kendimizi ve egomuzu tatmin etmeyi bilmezken,
-Ya köy kahvelerinde vatan kurtarırken,ya da sabahçı meyhanelerinde aşk hikayeleri anlatırken,
-Komşumuz aç yatarken,o bizden değil diye sırt çevirirken…

……..

Bizler,isteyerek ve bilerek,yavaş ama hiyerarşik bir biçimde böyle olduk aslında.
Üzülerek şöyle geriye dönüp bakıyorum da,yüzyıllar önce yaşamış düşünürlerin tezlerinin,görüşlerinin ne kadar değerli olduğunu daha iyi anlıyorum.
Kemikleri sızlar mıydı acaba Kant gibi düşünürlerin eğer şu günleri görse?
( Başka yazılarıma kaynaklık etmesi açısından,bazı bölümleri teğet geçtim,ha bir de eksik kalan bölümleri siz tamamlayın diye.)
Düşünmek iyidir,güzeldir sevgili dostlar.
Bol bol düşüneceğimiz bir başka yazıda görüşmek dileğiyle,dostça kalın.

Tuncay Filcan
Devamını Oku