DOLAR 18,4766 0%
EURO 17,8498 0.59%
ALTIN 972,671,03
BITCOIN 3729587,93%
İzmir
21°

PARÇALI BULUTLU

13:01

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

X
Cüzdan ve içindeki kader. (Gerçek hikaye)
255 okunma

Cüzdan ve içindeki kader. (Gerçek hikaye)

ABONE OL
Mayıs 4, 2021 12:05
Cüzdan ve içindeki kader. (Gerçek hikaye)
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Okuyacağınız hikaye tamamen gerçek olaylardan esinlenerek kaleme alınmıştır.

1969 yılının karanlık bir son bahar günüydü. Willi, yeni taşındığı küçük dairesinin banyosunda pek telaşlı bir haldeydi. Uzun yıllardır beklediği o müthiş an gelip çatmıştı. Saatler önce duş almış olmasına rağmen hala ne giyeceğine bir türlü karar veremiyor, bir gömleğin rengini, diğerinin desenlerini beğenmeyerek kenara itiyordu. ”Acaba en sevdiği renk hangisi?, diye kendi kendine sorarken bir yandan gözünü saatten ayırmıyordu. Bu an gelip çattığı zaman panik yapacağını biliyordu ama bu kadar aşırı bir kontrol kaybıda beklemiyordu hani. Giyinmesi bittiğinde aynanın karşısına geçti. Beyaz gömlek ve siyah pantolun her zaman günü kurtarır mentalitesi işe yaramıştı. Aynada gördüğü yansımasından memnundu. Saçlarını bir güzel jöleleyip sağ tarafa taradı. Küçük dairenin kapısından çıkmadan önce gözü mutfaktaki kutup ayısı desenli duvar saatine takıldı. 4:30. İyi, daha yarım saati vardı ve Marie’nin evleri buradan yürüyerek yaklaşık 25 dakikaydı. Siyah kundurları bu soğuk İsveç gecesine pek uymuyordu ama olsundu, Marie’nin karşısına muhakkak kusursuz çıkmalıydı. Kapının yanında duran İKEA sehpasının üzerinden daiernin anahtarını ve bir zamanlar kahrevengi olan ama zamanla rengi turuncuya dönmüş cüzdanını alarak çıktı. Merdivenlerden inerken içi içine sığmıyor, mutluluk ve tatlı bir telaş sarmalı genç adamı tamamen ele geçiriyordu. İnsan kaç yaşında olursa olsun, aşkın telaşından kurtulumaz. 18 yaşına henüz girmiş olan Willi de bu tatlı telaştan nasibini bu gece alıyordu.

 

Uzun yürüyüş.

Bir biri ardına sıralanmış iki katlı, sivri çatılı evlerin bulunduğu sokakları neredeyse nefes almadan yürüdü.  Bu zengin muhitin kendi yaşadığı mahalle ile uzaktan yakından alakası olmadığını düşündü. Her biri farklı renkte olmasına rağmen hepsnini boyu ve bahçesi aynı büyüklükteydi evler. Hemen hespnin önünde park edilmiş son model otomobiller vardı. Çoğu evin bahçe kapısının üzerinde hırsızları uyaran bir yazı ve son derece tehlikeli duran bir köpek resmi vardı. Kendi yaşadığı mahalle ise bunun tam zıttıydı. Yanyana sıkıştırılmış halde duran çok katlı beton yığınlarından oluşan apartmanlar, pekte nizami park edilmemiş eski püskü arabalar ve bakıma muhtaç oyun parkları. Çok katlı binaların girişlerinde tehlikeli köpek resimleri yerine binada oturanların riayet etmesi gereken bir dizi kuralın olduğu kağıtlar vardı. Willi, sadece iki blok mesafede, İsveç gibi bir ülkede bile bu keskin hatlı fakir-zengin ayırımını düşündü.

 

Kendisini fakir diye tanımlayamazdı ama zenginde değildi hani. Anne ve babası 4 sene evvel boşanmıştı ve Willi o andan itibaren kendi ayakları üzerinde durmak için yoğun bir çaba sarf etmişti. Gündüzleri okula gidiyor ve haftanın 4 günü bir restorantta garsonluk yaparak beraber yaşadığı annesine iktisadi durumlarda yardımcı oluyordu. Annesi bir sene evvel yeni bir beyle tanışıp aynı eve taşınınca Willi artık evden taşınıp kendi hayatını  tek başına kurması gerektiğini anlamıştı. Son bir senedir iyi bir gelecek için harıl harıl derslere çalışıyor bir yandan da bulduğu türlü işlerde çalışarak dairesinin kirasını, yeme içme gibi giderleri karşılamak için çalışıyordu. Bu meşekkatli geçen zamanlarda Willi’nin kafasını her şeyden çok Marie meşkul ediyordu.

 

İlk okul sıralarından bu yana Marie’nin güzelleğine hayrandı. Uzun, upuzun sarı saçları neredeyse altın gibi parlıyor, masmavi gözleri ve sadece güldüğünde ortaya çıkan gamzeleri her bakışta Willi’nin içine dayanılmaz bir özlem duygusu dolduruyordu. Aynı muhitte yaşadıklarından pek çok kez karşılaşıyorlardı ama muhabbetleri bir günaydn veya iyi akşamlardan öteye geçmiyordu. Willi her seferinde kendine asla tutamadığı sözü yine veriyor, br türlü Marie’ye kendisinden ne kadar hoşlandığını söylemiyordu. Ama son aylarda Marie, Willi’nin garsonluk yaptığı restorana sık gelmeye başladı. Bu beklenmedik hadiseden cesaret alan Willi nihayet bir gün, tüm cesaretini ve dirayetini toplamış, Marieye kendisiyle hafta sonu buluşma teklifinde bulunmuştu.

 

Beklediğinin aksine Marie, mavi gözlerini Willi’nin kendisininki kadar mavi gözlerine dikerek teklifi büyük bir memnuniyetle kabul etmişti. Buluşma yeri ve zamanını kararlaştırdıktan sonra ve arkadaşları, Willi’nin çalıştığı restoranttan çıkınca Willi heyecandan neredeyse bayılacaktı. Buluşma günlerine sadece bir hafta vardı ve Willi’nin cebinde sadece 100 kron vardı.  Bu parayla iki film bileti alınabilirdi ama güzel bir restorantta yemek yemeye kesinlikle yetmezdi. Hemen o an patronuyla konuşan Willi, önündeki hafta boyunca her gün çalışmak istediğini söyledi. Günde ortalama 100 kron kazanırsa Marieyi hem sinemaya hemde güzel bir lokontaya götürebilecekti. Nihayetinde yıllardır hayalini kurduğu bu müthiş anı hep böyle canladırmıştı kafasında.

 

Buluşma.

 

Willi, heyecandan tir tir titreyerek tek katlı, bahçeli evin zilini çaldı. Kısa bir mühlet sonra kapıdan tüm güzelliğiyle Marie çıktı. Üzerinde karanlık sonbahar günlerine inat, sıcak yaz günlerinin özlemiyle tutuştuğunun ıspatı olarak üzeri farklı renklerde çiçek desenleri olan uzun bir elbise vardı. Kelimelerin kifayetsiz kaldığı bu güzellik karşısında Willi öyle heyecanlandı ki, neredeyse oracıkta düşüp bayılacaktı. İki genç aşık, karanlık ve soğuk bir sonbahar akşamı hafif bir rüzgar eşliğinde yürüyerek kentin tek sinenamasına geldiler. 24 ve 25 numralı koltuklara oturarak bir vestern filmi izlediler. Willi, kendini ne kadar zorlarsa zorlasın filme konsrantre olamıyor, gözünü Marie’den alamıyordu. Filmin ne zaman ne şekilde bittiğini de anlamadı zaten. Sinemadan çıktıklarında Marie’nin koluna tüm cesaretiyle girdi ve böylece gidecekleri istikameti belirledi. İki gün önce büyük bir gurula yer ayırdığı, şehrin en güzel ve pahalı İtalyan restoranına doğru yürüdüler.

 

Cam kenarına, kendileri için ayrılmış masaya otururken Willi, kendisini hiç olmadığı kadar iyi his ediyordu. Bir birinin aynısı, neredeyse fotokopisi olarak geçen günlerinin aksine bugün olağan dışı ve harikulade bir gündü. Hayatının aşkı, bildiği ve tanıdığı en güzel kız kendisiyle beraberdi. Tüm bunlar yetmezmiş gibi Marie, Williye çok ilgili davranıyor, durmadan sorular soruyor, yaptığı şakalara gülüyor ve Willi’den hoşlandığını hiç saklamıyordu. Willi, menüden en ucuz yemeği kendis için seçti. Bunu yapmasının sebebi cüzdanında sadece 500 kronunun olmasıydı. Ve bu para bu pahalı restorantta gelecek olan hesaba yetmeyebilirdi.  Enfes yemeklerini güzel bir  şişe şarap eşliğinde, çocukluk anılarını konuşarak pek mutlu bir şekilde yediler. Her şey olması gerektiği gibiydi. Zamanı durdurmanın bundan daha iyi zamanı yoktu. Ama yazgının başka planları vardı.

 

Willi, cüzdanını çıkarmak için elini pantolunun arka cebine götürdüğünde, başından aşağı kaynar sular döküldü. Cüzdan yerinde yoktu. Bir daha yokladı ama yoktu. Neredeyse panik halinde, oturduğu sandalyenin arkasına astığı cekenin ceplerini yokladı ama lanet olası cüzdan yerinde yoktu. Marie, endişe etmemesini hesabı kendisinin ödeyebileceğini söyledi. Willi, katiyen kabul etmeyince Marie, ”o zaman ben ödeyim ve sen bana borçlu ol. Sonra cüzdanını bulunca ödersin”, diyerek durumu kurtardı. Willi, ısrarla cüzdanın sinemada düştüğünü tekrarlıyor ve Marie’den durmadan özür diliyordu. Nihayet hesabı Marie ödedi ve Willi’nin kaybettiği cüzdanı aramak için sinemaya geri döndüler.

 

Haklı tokat.

 

Sinemanın her koltuğunun altını üstüne getirdikleri halde cüzdanı bulamadılar. Hatta salonun tüm koridorlarını, yer göstericinin el feneri eşliğinde teker teker dolaşarak cüzdanı aradılar ama nafile. Nihayet aramayı sonlandırdıklarında hem Willi’nin hemde Marie’nin keyfi kaçtı. Yine Marie’nin ücretini ödediği bir taksiyle evlerine döndüler. Ayrılmadan önce bir birlerine telefon numaralarını verdiler ve araşmaya söz verdiler. Willi, eve gelir gelmez daireinin altını üstüne getirdi ama cüzdanı bulamadı. Nihayet vazgeçip yatağa oturdu. Bu kadar güzel başlayan bir gecenin böyle bitmesinden dolayı adamakıllı hüzünlendi. Cüzdanı bir daha asla bulamadı ve bu mahçupiyet duygusundan dolayı Marie’yi arayamadı.

 

Aradan tam tamına beş sene geçti. Willi, okulu bitirip elektirikçi oldu. Büyük bir şirkette iyi bir maaşla çalışıp daha önce pek çok kez üzerine uzunca düşündüğü zengin muhitinde, hatırı sayılır büyüklükte bir evde yaşıyordu. Bir gece bir kaç arkadaşıyla bir lokantada yemek yerken Marieyi gördü.  Bir kaç masa ötede kendi ardaşlarıyla yemek yiyen Marieyle bir türlü göz göze gelemeyinmce kalkıp yanına gitti.

-Merheba Marie, uzun zaman oldu görüşmeyeli. Hatırlıyor musun sana 500 kron borcum vardı. Denk gelmişken ödeyeyim, dedi. Neden böyle bir cümle kurduğunu kendiside anlamadı. Patavatsız biri değildi. Düşüncesiz ve  benzil biri hiç değildi. Nerede, ne zaman ne söylemesi gerektiğini çok iyi bilirdi ve şu anda asla söylememsi gereken bir şeyi pat diye söyleyivermişti. İnsan bazen en olmadık yerde, en olmadık zamanda en olmadık şeyi söylerdi. Bunun absürt tadına bakma sırası Willi’deydi şimdi. Akılalır gibi değildi. Marie, Willi’yi ilk gördüğünde pek heyecanlanıp mutlu olmuştu ama ağzından çıkan cümle her şeyi berbat etmişti. Arayacağına dair söz verdiği halde aramadığı için, telefonlarına cevap vermediği için özür dilemesini beklemsini beklerken paradan bahsediyordu Willi. Daha fazla dayanamadı ve yerinden kalktığı gibi var gücüyle Willi’nin sağ yanağına şiddetli bir tokat yapıştırdı. Ardından hızını alamayarak yıllardır sırra kadem bastığı için, ve telefonlarına cevap vermediği için Willi’yi bir güzel azarladı ve çekip gitti. Willi, durduğu yerde dona kaldı. Aklından geçen tek bir düşünce vardı : Dünya kurulduğundan beri hiç bir tokat bu kadar haklı yere atılmamıştı.

 

Aradan tam 15 sene geçti. Hem Willi hem Marie farklı insanlarla evlenip çoluk çocuğa karıştı. Bir birlerinin varlıklarını bile unuttular belkide. Hayat devam edip gitti, hep yaptığı gibi. Bir pazartesi sabahı Willi, işe gelir gelmez telefon çaldı. Telefonun diğer ucunda bir adam Willi’nin cüzdanını bulduklarını söylüyordu. Willi, bunu duyar duymaz arka cebini yokladı ve telefondaki adama cüzdanının kayıp olmadığını yanlış Willi’yi aradıklarını söyledi ama adam ısrarlıydı. Bir sinema salonunun tadilatından bahsedince Willi ancak olan biteni anladı. Bulmuşlardı lanet cüzdanı. Hemen sinemaya gelip cüzdanı aldı. Cüzdan tıpkı 15 sene evvel olduğu gibiydi. Hiç bir değişiklik yoktuç Hem ehliyeti, hem annesin resmi hemde o lanet olası 500 kron oradaydı.  İşe geri geldiğinde cüzdanı eline alıp kısa bir süre düşündü. Sonra ani bir hareketler cüzdanı kaptığı gibi çöp tenekesine attı. Lanet olası cüzdan hayatında çok ciddi dönüm noktalarına sebep olmuştu ve artık olamayacaktı.

 

Dönüm noktaları.

İster tesadüfler zinciri deyin ister yazgı. Hayatımızı top yekün değiştirebilecek, çok basit görünen büyük hadiseler yaşanır. O anda pek bir hemmeiyeti yokmuş gibi görünen bu hadiselerin yıllar sonra yapılan muhasebeleri pek çetrefilli sonuçlara gebedir.  Her şeyin kati suretle bir sebebinin olması gerektiği, yada hayatımıza değen insanların mutlak suretle bir sebepten ötürü hayatımıza değdiği algısı ciddi şekilde yer kaplar çoğu insanın zihninde. O gün o cüzdan kaybolmasaydı bugün Willi ve Marie beraber olmuş olur muydu? Cüzdanı aramak için sinemaya döndüklerinde cüzdanı bulsalardı bugün nasıl hayatlar yaşıyor olacaklardı? Willi, beş sene sonra Marie’yi gördüğünde saçma sapan para mevzusu yerine daha aklı başında ve kendisine yaklışan cümleler kursaydı peki? Kim bilir belki yine şu an yaşadıkları hayatları yaşıyor olurlardı ama insan bu dönüm noktalarını düşünmeden edemiyor.

En az 10 karakter gerekli
Tüm Yorumlar (2)
  • Zulfu Emek

    Aynende öyle oldu. Çok iyi özetledin.

  • Recep Atmaca

    İnsan ilişkilerinin seyri gurur haysiyet ve şeref temelleri üzerine inşa edilen bir yolda ilerler.Willi bu yolda ilerlerken istenmeyen bir kaza gerçekleşmiş.Cuzdanının kaybolması.Gurur haysiyet ve şerefine düşkün insanları bu durumlar çok zorlar.Elinde olmayan bir davranış Willi’yi hüsrana uğrattı.

%d blogcu bunu beğendi: